ücretsiz 2
ücretsiz
  • 23 Ocak 2019, Çarşamba 18:21
HüseyinDuru

Hüseyin Duru

SABIR

Muâz b. Cebel (r.a.)’den bir rivayette:
Benim bir oğlum vardı, öldü. Bunu duyan Resulullah
(s.a.v.), bana şu mektubu yazdı:
“Allah’ın Resûlü Muhammed’den Muâz b.
Cebel’e…
Sana selâm olsun. O’ndan başka ilâh olmayan
Allah’a hamd ederim. Allah senin ecrini artırsın,
sana sabır ilham eylesin. Bize ve sana şükür nasip
eylesin. Nefislerimiz, mallarımız, aile fertlerimiz
ve mallarımız Allah’ın güzel hediyeleridir. O’nun
bize bıraktığı emanetleridir. Sayılı bir zamana kadar
onlarla geçiniriz. Vakti dolunca Allah onları
alır.
Allahü Teâlâ, bize verdiği nimetlere şükrü,
musibetlere karşı da sabrı farz kıldı.
Senin vefât eden oğlun Allah’ın güzel hed
yelerindendi. O’nun sana bıraktığı emanetlerden
biriydi. Bir süre, Allah seni onunla sevindirdi. Sonra
onu büyük bir mükâfat karşılığı aldı. Ama sabreder,
kendini tutarsan…
Yâ Muâz! Sende alacağın bu mükâfatı önleyecek
feryat bulunmasın.
Alacağın sevim sana verilse, sen de anlarsın ki,
musibet, ona göre çok azdır. Yani, sevabı o kadar
büyüktür ki, musibet onun yanında hiç kalır.
Sızlanmak ölüyü geri getirmediği gibi üzüntüyü
de azaltmaz. Ölümün sana da geleceğini hatırla
ki, üzüntün geçsin.”
Resulullah (s.a.v.) burada bir konuya işaret etti:
“Ölümün sana da geleceğini düşün ki, üzüntün
gitsin.”
Bir kimse, kendi ölümünü düşünür, yakında
kendisini de öleceğini bilirse, sızlanmayı bırakır.
Çünkü sızlanma ölüyü geri getirmeyeceği gibi,
musibetin sevabını da iptal eder. Gelen musibete
sızlanıp duran, Rabbini şikâyet etmiş olur. Böylece
O’nun verdiği hükmü reddetmiş sayılır.
Mâlik b. Dinar yolu ile gelen bir rivâyette, Resulullah
(s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Bir kimse, dünya işi için üzgün sabahlarsa,
Rabbine dargın sabahlamış olur.
Bir kimse, kendisine gelen musibeti şikâyet
ederek sabahlarsa, Allah’ı şikâyet etmiş olur.
Bir kimse bir zenginin önünde ondan dünyalık
kapmak için eğilirse dininin üçte ikisini (yani mânevî
yakınlığını) Allah yok eder.
Bir kimseye, Allah Kur’ân’dan bir miktar öğretir
de o kimse onunla amel etmezse, cehenneme girer.
Allahü Teâlâ onu rahmetinden uzaklaştırır.”
Özellikle Kur’ân öğrenen.Allahü Teâlâ ona
Kur’ân okumayı nasip etmiştir. Fakat o, öğrendiği
ile amel etmemiştir. Onu hiçe saymıştır, işte bu
sebeple cehenneme girmiştir. Allah onu rahmetinden
uzaklaştırmıştır. Böyle olan kimse, kendine
kötülük etmiştir. Kur’ân’a saygılı olmamıştır.
Vehb b. Münebbih diyor ki:
Tevrat’ta dört husus buldum.
1. Bir kimse, Allah’ın kitabını okuduktan sonra
bağışlanmadığını sanırsa, o kimse Allah’ın kitabı ile
alay ediyor demektir.
2. Bir kimse, başına gelen musibetten dolayı
şikâyette bulunursa Rabbini şikâyet ediyor demektir.
3. Bir kimse, yitirdiği bir şey için üzülüyorsa
Rabbin takdirine darılmış olur.
4. Bir kimse, zengine malı için saygı ve tevâzu
gösterirse dininin üçte ikisi gider. Yani, yakîn hali
eksilir.
Ebû Hüreyre (r.a.), Resulullah’tan rivâyet ediyor:
“Bir kimsenin üç çocuğu ölürse, o cehenneme
gitmez. Ancak sırattan geçerken mecburi uğrayış
hariç.”
Bu mânâda şu âyet vardır:
“Sizden herkes oraya varacaktır. Bu, Rabbin
için kesin bir hükümdür.” (Meryem sûresi, âyet:
71)
Enes b. Mâlik anlatıyor:
Bir kimse, çocuğunu alıp Resulullah’a geldi.
Sonra o çocuk öldü. Bir ara Resulullah (s.a.v.) o
çocuğu sordu. Dediler ki:
– Yâ Resûlallah! O çocuk öldü.
– Bana neden haber vermediniz? Dedi. Sonra
şöyle buyurdu:
Kalkın, o kardeşimizin taziyesine gidelim.
Resulullah (s.a.v.) o adamın yanına varınca onu
üzüntülü buldu.
Adam şöyle dedi:
– Yâ Resûlallah, yaşlılık ve düşkünlük zamanım
için ondan ümitli idim.
Bunun üzerine, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Şu seni sevindirmez mi? Kıyamet günü ona:
“Cennete gir!” denince, “Yâ Rabbi! Anamı,
babamı da istiyorum” der.
Ona üç defa aynı şey söylenir, o da aynı dilekte
bulunur. Şefaatçi olmak ister. Sonunda Allahü
Teâlâ onun şefaatını kabul buyurur. Sizi alır hep
birden cennete girersiniz.”
Resulullah’ın bu müjdesi, o sahabeyi sevindirdi…
Bu haberden “Taziye sünnettir” hükmü çıkıyor.
Bir kimseye herhangi bir musibet geldiği zaman,
din kadeşlerinin kendisini ziyarete ve taziyeye
gelmesi icap eder.
Hasan Basrî anlattı:
Musa (a.s.), Allahü Teâlâ’ya sordu:
– Yâ Rabbi! Hasta ziyareti yapana ne sevap
var?
– Onu, günahından soyar, anasından doğduğu
günkü gibi temiz, günahsız yaparım, cevabını
alınca tekrar sordu:
–Yâ Rabbi! Ölüleri teşyi edene ne gibi ecir var?
– O öldüğü zaman, onun teşyii için melekleri
çıkarırım. Kabrine kadar onu uğurlarlar. Daha
sonra da, mahşere kadar götürürler, cevabını aldı,
tekrar sordu:
– İftiraya uğrayan bir kimseye nasıl bir ecir var?
– Arşın gölgesinden başka bir gölgenin olmadığı
günde onu o gölgede gölgelendiririm.
Eban b. Sâlih, Umeyr, Enes’ten naklen Resulullah
(s.a.v.)’den:
“Allahü Teâlâ’ya kulunun şu iki yutkunmasından
daha sevimli geleni yoktur:
1) Hilm ile yutulan öfke.
2) Hazmedilen, içe atılan musibet (insanın
başına gelen musibete sabretmesi).
Sonra, şu iki damladan da, Allahü Teâlâ’ya
daha sevimlisi yoktur:
1) Allah yolunda akan kandamlası.
2) Gece karanlığında, secde halinde iken akan
gözyaşı.
Bir kul şu iki adımdan, Allahü Teâlâ’ya daha
sevimli gelen bir adım atmamıştır:
1) Farz olan namaza giden adım.
2) Akraba ziyaretinde atılan adım.”
Ebû Derdâ (r.a.) anlattı:
Süleyman Aleyhisselâm’ın bir oğlu vardı; öldü.
Kendisine iki melek geldi. Biri diğerine düşmanmış
gibi gözüktü. Biri, ötekini kasdederek şöyle dedi:
– Ben tohum ektim ama hasat alamadım. Bu
geldi, hepsini götürdü.
Süleyman (a.s.) ötekine sordu:
– Sen ne diyorsun?
– O tohumları, sağa sola saçtım; yolu açtım.
Sü-leyman Aleyhisselâm sordu:
– Sen, yol üzerine tohum mu ektin? Oradan
insanların geçeceğini bilmiyor musun?
Bu kez melek ona sordu:
– Peki, sen neden oğlunun ölümüne aşırı üzülüyorsun?
Bilmiyor musun ki ölüm, âhirete giden
yoldur?
Süleyman peygamber bunun üzerine oğlunun
ölümüne aşırı üzüldüğünden dolayı tevbe etti.
Abdullah b. Abbâs (r.a.) yolculukta iken, kızının
öldüğünü duyunca dönüp geldi. Şöyle dedi:
– Bir avret idi, Allah onu gizledi. Bir zahmet idi,
Allah yetişti. Bir ecir idi, Allah onu bana yolladı.
Bundan sonra gitti; iki rekât namaz kıldı. Şöyle
dedi:
– Allah’ın Kur’ân’da bize emrettiğini yaptık:
“Sabır ve namazla yardım isteyiniz.” (Bakara
sûresi, âyet: 45)
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“İçinizden birinin ayakkabısının bağı kopsa,
onun için Allah’a duâ etsin.
Çünkü o dahi başa gelen sıkıntılardan biridir.”
Ebû’l-Hasan Ahmed b. Hamdan, Ahmed b.
Hars, Kuteybe, Saîd, Mâlik b. Rebia, Ebû Abdurrahman
yolu ile gelen bir rivâyette;
Peygamberimiz’in hanımlarından Ümmü
Seleme (r.anhâ), Resulullah (s.a.v.)’in şöyle
buyurduğunu rivâyet etti:
“Bir kimse, bir belâ ve sıkıntıya uğrarsa “Biz,
Allah içiniz. Allah’a döneceğiz. Allah’ım beni bu
musibetimle mükâfatlandır. Ondan ötürü hayırla
karşıla” derse Allahü Teâlâ onun dileğini kabul
eder.”
Ümmü Seleme vâlidemiz anlatır:
Kocam Ebû Seleme vefât ettikten sonra, bu
duâyı yaptım. Sonra kendi kendime şöyle dedim:
– Yâ Rabbi bana, Ebû Seleme gibi birini nasip
eyle. Allahü Teâlâ daha hayırlısını, Resûlü’nü
verdi. Onunla evlendirdi.
Sâlih b. Muhammed, Enes b. Mâlik’ten Resulullah
(s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivâyet ediliyor:
“Musibet anında, eli dize vurmak, sevabı iptal
eder. Sabrın sevabı büyütür. Sevabın büyüklüğü,
belâ ve sıkıntının büyüklüğü kadar olur. Musibetten
sonra, Allah’tan ecir isterse Allah onun ecrini
yeniler. Her gün ecir istese ilk günkü gibi her gün
ecir verir.”
Akıllı bir insan belâ ve musibete karşı sevabını
düşünerek sabretmeli. Kıyamet günü bu musibetten
aldığı sevabı görünce, bütün akrabalarının ve
çocuklarının ölmüş olmalarını ister.
İnsan sabrettiği takdirde Allahü Teâlâ musibete
büyük sevap vaat etmiştir.
Bu konuda şöyle buyuruldu:
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan,
canlardan ve ürünlerden biraz azaltma ile
deneriz. Ey Habibim! Bu ziyan ve musibetlerden
ötürü sabredenleri müjdele.” (Bakara sûresi, âyet:
155)
Bundan sonra onların vasıfları şöyle anlatıldı:
“Sabredenler kendilerine bir musibet geldiği
zaman şöyle derler:
“Biz Allah içiniz; yine O’na döneceğiz.” (Bakara
sûresi, âyet: 156)
Bu âyetin daha açık mânâsı şudur:
Biz Allah’ın kullarıyız. Hayatta kalırsak rızkımızı
bize yollar. Ölünce de dönüşümüz sadece
O’nadır. Bu durumda bize düşen, O’nun hükmüne
güzelce râzı olmaktır. Eğer onun hükmüne
burada râzı olmazsak öldükten sonra O da bizden
râzı olmaz.
Âyetin bundan sonrası şöyledir:
“İşte, bunlara Rablerinden salevât (mağfiret) ve
rahmet vardır… İşte hidayete erenler onlardır. ”
(Bakara sûresi, âyet:157)
Salavât, üç çeşittir: İbâdette başarı, günahlardan
korunmak, bağışlanmak.
Saîd b. Cübeyr der ki:
“Biz Allah içiniz; yine O’na döneceğiz.” âyetinin
mânâsı, yalnız ümmet-i Muhammed’e vergidir.
Eğer o, bir kimseye verilmiş olsaydı; Yakub
(a.s.)’a verilirdi. Görmez misin ki o şöyle dedi:
“… Ey Yûsuf’un ayrılığı ile gelen hüzün!” Dedi
(Yûsuf sûresi, âyet: 84)
Oğlu İbrahim öldüğü zaman Resulullah (s.a.v.)
ağladı. Gözlerinden yaş aktı.
Abdurrahman (r.a.) ona şöyle dedi:
– Yâ Resûlallah! Ağlıyorsunuz.
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
– Size ben sesli, ağıtlı ağlamayı yasak ettim.
Öyle ağlama sesleri ahmakların sesleridir. Size
yüzü tırmalamayı, yaka yırtmayı da yasak ettim.
Bunlar, şeytanın işidir. Özellikle o ağlayıcıların
sesleri, oyundur, boştur; şeytanın çalgılarıdır.
Ama böyle ağlamak rahmettir. Allahü Teâlâ
onu merhametli kullarının kalbine koyar. Merhamet
olmayan, merhamet bulamaz.”
“Kalp mahzun olunca göz ağlar. Size Rabbin
darılacağı bir şeyi söylemem.”
Hasan Basrî (r.a.)’dan:
Allahü Teâlâ, sizi zora koşmadı. Gücünüzün
yetmeyeceği bir vazifeyi size yüklemedi. Haram
olan bazı şeyleri, çaresiz durumlarda size helâl
etti. Üstelik size beş ihsanda bulundu:
1. Size dünyayı fazlaca verdi. Sonra onların
bir kısmını vermenizi istedi. Eğer onun istediğini
gönül hoşluğu ile verirseniz, size kat kat sevap
verir. On mislinden, yedi yüz misline kadar, hatta
sayılamayacak kadar!..
2. Sizden sevdiklerinizi zorla aldı. Eğer ona sabreder,
kendinizi tutarsanız, size salevât (mağfiret)
ve rahmet veriyor. Şöyle buyurdu:
“İşte onlara, salevât (mağfiret) ve rahmet
vardır.” (Bakara sûresi, âyet: 157)
3. Sizin için şöyle buyurdu:
“… Eğer, şükrederseniz artırırım…” (İbrahim
sûresi, âyet: 7)
4. İçinizden biri, bir kötülük işlediği zaman, hatta
bu günahları ile küfre yaklaştığında bile tevbe
edince, Allah tevbesini kabul buyurur. Hatta onu
sever.
Bu konuda şöyle buyurur:
“… Allah tevbe edenleri ve temiz olanları sever.”
(Bakara sûresi, âyet: 222)
5. Eğer size verilenden, Cebrâil’e ve Mikâil’e
verilseydi onlara yeter de artardı.
Şöyle buyuruldu:
“Ey kullarım! Duâ edin, kabul edeyim…”
(Mü’min sûresi, âyet: 60)
Yahya b. Câbir Taî, Resulullah (s.a.v.)’in şöyle
buyurduğunu rivâyet ediyor:
“Bir kişinin, kendisinden önce âhirete gönderdiği
şeyler arasında, sevap bakımından en büyüğü, on
iki yaşında vefât eden bir çocuktur.”
Bir rivâyete göre de şöyle buyurdu:
– İlk andaki sabrıdır.
Çünkü aradan zaman geçtikten sonra istese de
istemese de sabredecektir. Akıllı kimse, musibetin
ilk anında sabretmelidir.
İbn Mübârek’in bir oğlu vardı; öldü. Bir mecusi
taziyesine geldi.
İbni Mübârek’e şöyle dedi:
– Akıllıya yaraşan, cahilin beş gün sonra
göstereceği sabrı, bugün göstermesidir.
Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Bir kimse, kötülüklere sabrederse, Allahü
Teâlâ ona, dokuz yüz derece yazar.”
İbn Abbâs (r.a.) şöyle der:
Allahü Teâlâ’nın Levhi Mahfuz’a ilk yazdığı
şudur:
“Muhakkak ben, Allah’ım. Benden başka ilâh
yoktur. Muhammed benim Resûlümdür.Bir kimse,
kazama râzı olur, belâma sabreder, nimetlerime de
şükür yolunu tutarsa onu sıddîk yazarım. Kıyamet
günü sıddîklar arasında çıkarırım. Bir kimse, kazama
râzı olmaz; belâma sabretmez, nimetlerime de
şükür yolunu tutmazsa, benden başka ilâh arasın.”
İbn Mübârek şöyle der:
Musibet birdir. Sızlanınca iki olur.
Birinci musibet yakınlarından birinin ölümüdür,
ikincisi ise sızlanma sonunda ecrin boşa gitmesidir.
En büyük musibet ise budur.
Hz. Ali (r.a.), Resulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu
rivâyet ediyor:
“Herhangi bir kimse bir musibete düştüğü zaman,
benim başıma gelen musibeti (sıkıntıları)
hatırlasın. Çünkü musibetin en büyüğü benimkidir.”
Yine Hz. Ali (r.a.), Resulullah (s.a.v.)’den
rivâyet ediyor:
“Cenneti isteyen, iyiliğe koşsun. Bir kimse, cehennemden
korkarsa, şehevî arzulardan kaçsın.
Ölümü düşünen geçici zevkleri bırakır. Zâhid
gönüllü olan kimseye, musibetler hoş gelir.”


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık