ücretsiz 2
ücretsiz

Muhabbet

Bugün nâil olduğumuz îman topluluğu, asr-ı saâdetin kudsî mîrâsının bereketidir. Bizler, artık sahâbî olma imkânına sâhip değiliz. Ancak âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere “onlara güzellikle tâbî olan” mü’minlerden olup Hak Teâlâ’nın rızâsına nâil olma imkânımız bâkîdir.

Muhabbet
  • 06 Eylül 2019, Cuma 9:42

Muhabbet-i Rasûlullâh’ı yaşamayanlar, gerçek muhabbetin tadını alamazlar. Bezm-i Âlem Vâlide Sultan, Cenâb-ı Hakk’ın, bu âlemi nûr-i Muhammedî muhabbeti sebebiyle yarattığını ne güzel ifâde eder:
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl…
Muhabbetin derecesi, eserinde tecellî eder. Peygamber Efendimiz’e olan muhabbetimiz, sünnet-i seniyyenin rûhâniyeti ile yaşayabildiğimiz nisbettedir.
Bir insan, Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyyeye tâbî olmadan, Gönlü Rasûlullâh Efendimiz’in rûhâniyetiyle dolmadan ve O’nun örnek hayatıyla istikâmetlenmeden kâmil bir mü’min olamaz.
Bugün nâil olduğumuz îman topluluğu, asr-ı saâdetin kudsî mîrâsının bereketidir. Bizler, artık sahâbî olma imkânına sâhip değiliz. Ancak âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere “onlara güzellikle tâbî olan” mü’minlerden olup Hak Teâlâ’nın rızâsına nâil olma imkânımız bâkîdir.
Allâh ve Rasûlü’ne olan muhabbetimizi bütün fânî muhabbetlerin üstünde tutmalı ve son nefesimize kadar bunu devam ettirme vecdi içinde olmalıyız.


Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; Nebî, Rasûl, Habîbullah, Fahr-i Âlem, Rasûl-i Ekrem gibi hürmetkâr ve muhabbet dolu ifâdelerle yâd edilmeli, ism-i şerîfi her zikredildiği anda O’na tam bir teslîmiyetle salât ü selâm getirilmelidir.
Bir mü’min kulun gönlü, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ne kadar muhabbetle dolarsa, o kadar azâb-ı ilâhîden uzaklaşmış olur. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın yüce bir vaadidir. Âyet-i kerîmede buyrulur:
“(Ey Rasûlüm!) Sen onların içinde iken Allâh, onlara azâb edecek değildir!” (el-Enfâl, 33)
Gönüller muhabbet-i Rasûlullâh’ta ne mertebeye vasıl olursa, dünyâda nâil olunacak huzur ve saâdet; âhirette ulaşılacak makam, o nisbette yüce olur.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yaratılıştaki fânî muhabbetleri tekâmül ettirerek ulvîleştiren ilâhî muhabbetin tecellî merkezidir.
Muhakkak ki mü’min, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- karşısında ilâhî ürperişlerini ve bediî duygularını hissettiği, rûhunu nefsâniyete âit bütün çizgi ve görüntülerden boşalttığı vakit, O’nunla aynîleşme, O’nun muhabbetinden hisse alma yolundadır.
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- buyurur:
“İki dünyâ bir gönül için yaratılmıştır! «Sen olmasaydın, Sen olmasaydın bu kâinâtı yaratmazdım!» ifâdesinin mânâsını iyi düşün!”
Önceleri bir hristiyan iken, hakîkat-i Muhammediyye’yi idrâkin hazzına ererek gözü yaşlı, gönlü duygulu bir mü’min ve bağrı yanık bir Peygamber âşığı hâline gelen Yaman Dede Allâh Rasûlü’ne olan hasretini ne güzel ifâde eder:
Susuz kalsam yanan çöllerde cân versem elem duymam,
Yanardağlar yanar bağrımda ummanlarda nem duymam,
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam,
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım yâ Rasûlallâh! 

Bir gün Ebu Bekir Sıddık (r.a.) Resulüllah (s.a.v.)´ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Hz. Ali Bin Ebi Talib (r.a.) da geldi. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.), geri çekilip: 
-Ya Ali sen buyur gir, dedi. 
O da cevap verip, aralarında aşağıdaki uzun konuşma oldu: 
-Ya Ebu Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan, her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Sen önce gir ki! Resulüllah´a (s.a.v.) daha yakın sensin. 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.)´tan işittim: "Ümmetimden, Ebu Bekir´den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı." buyurdu. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resulüllah (s.a.v.) kızı Fatıma(r.a.)´yı sana verdiği gün, "Kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim." buyurdu. 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v.): "İbrahim(a.s.)´ı görmek isteyen Ebu Bekir´in yüzüne baksın." buyurdu. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v.): "Adem (a.s.)´ın hilm sıfatını ve Yusuf (a.s.)´ın güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza´ya baksın." buyurdu. 
Hz. Ali (r.a.): 
-Senin önünde gidemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v.): "Ya Rabbi! Beni en çok seven ve ashabımın en iyisi kimdir?" dedi. Cenab-ı Hak: "Ya Muhammed! Ebu Bekir Sıddık´tır." buyurdu. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) Hayber´de: "Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, ALLAHü Teala onu sever. Ben de, onu çok severim." buyurdu. 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulülla (s.a.v.): "Cennetin kapıları üzerinde "Ebu Bekir Habibullah" yazılıdır" buyurdu. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) Hayber gazasında, bayrağı sana verip: "Bu bayrak Melik-i Galibin, Ali Bin Ebi Talib´e hediyesidir" buyurdu. 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ya Eba Bekir, sen benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin." 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kıyamet günü Ali cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenab-ı Hak buyurur ki "Ya Muhammed! (s.a.v.) Senin baban İbrahim Halil, ne güzel babadır. Senin kardeşin Ali Bin Ebi Talib ne güzel kardeştir." 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne geçemem. Çünkü Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki: 
"Kıyamet günü, Cennet meleklerinin reisi olan Rıdvan adındaki melek Cennete girer. Cennetin anahtarlarını getirir, bana verir. Sonra Cebrail (a.s.) gelip, Ya Muhammed (s.a.v.)! Cennetin ve cehennemin anahtarlarını, Ebu Bekir Sıddık (r.a.)´a ver, istediğini Cennete, dilediğini Cehenneme göndersin der." 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ali kıyamet günü benim yanımdadır. Havz ve Kevser yanında, benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennette, benimledir. ALLAHü Teala´yı görürken, benimledir." 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senden önce giremem. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) 
"Ebu Bekir´in imanı, bütün müminlerin imanı ile tartılsa, Ebu Bekir´in imanı ağır gelir" buyurdu. 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır." 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben sadıklığın şehriyim. Ebu Bekir onun kapısıdır." 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v.) buyurdu ki: "Kıyamet günü Ali bir ata biner, görenler, acaba bu hangi peygamberdir? derler. ALLAHü Teala, bu Ali Bin Ebi talib´dir, buyurur." 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben ve Ebu Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız." 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "ALLAHü Teala, ey Cennet! Senin dört köşeni, dört kimse ile bezerim. Biri Peygamberleri üstünü Muhammed´dir (s.a.v.), ikincisi ALLAH´dan korkanların üstünü Ali´dir, üçüncüsü kadınların üstünü Fatımat´üz Zehra´dır, dördüncü köşesindeki de temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin´dir." 
Hz. Ali (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Sekiz Cennetten şöyle ses gelir "Ebu Bekir! Sevdiklerinle birlikte gel, hepiniz Cennete girin." 
Hz. Ebu Bekir (r.a.): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben bir ağaca benzerim, Fatıma bunun kökü, Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir." 
Hz. Ali (r.a): 
-Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resulüllah(s.a.v.) buyurdu ki: "ALLAHü Teala Ebu Bekir´in bütün kusurlarını affetsin. Çünkü O kızı Aişe´yi bana verdi. Hicrette bana yardımcı oldu. Bilal-i Habeşi´yi, benim için azad etti." 
Resulüllah´ın (s.a.v.) bu iki sevgilisi, kapıda böyle konuşurlarken, kendileri içeriden dinliyorlardı. Hz. Ali´nin sözünü kesip içeriden buyurdu ki: 
-Ey kardeşlerim Ebu Bekir ve Ali! Artık içeri girin. Cebrail (a.s.) gelip dedi ki, yerdeki ve yedi kat göklerdeki melekler sizi dinlemektedir. Kıyamete kadar birbirinizi övseniz, ALLAHü Teala yanındaki kıymetinizi anlatamazsınız.İkisi birbirine sarılıp, birlikte Resulullah´ın (s.a.v.) huzuruna girdiler. 
Resulullah (s.a.v.): 
-ALLAHü Teala ikinize de yüzbinlerce rahmet etsin. İkinizi sevenlere de, yüzbinlerce rahmet etsin ve düşmanlarınıza da yüzbinlerce lanet olsun, buyurdu. 
Hz. Ebu bekir Sıddık (r.a.) dedi ki: 
-Ya ResulALLAH (c.c.) (s.a.v.) ben Ali kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem. 
Hz. Ali (r.a.) dedi ki: 
-Ya ResulALLAH (c.c.) (s.a.v.) ben de Ebu Bekir kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem ve başını kılıç ile bedeninden ayırırım. 
Hz. Ebu bekir Sıddık (r.a.): 
-Ben, senin düşmanlarına Kevser havzından su vermem! 
Hz. Ali (r.a.) de: 
-Ben, senin düşmanlarını Sırat üzerinden geçirmem!
 

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık