Erbain kolye-erbain yüzük
ümmüsübyan ,çörek otu macunu

KURANI KERİM HAYATIMIZA YÖN VERMELİ

Peygamber Efendimize ilk gelen ayet, “İkra” yani “Oku” diye başlar ama bu “anla” demektir aynı zamanda; ‘öğren’, ‘belle’,  hatta ‘başkalarına bunu aktar’, ‘başkalarını hakikate çağır’ demektir.

KURANI KERİM HAYATIMIZA YÖN VERMELİ
  • 05 Eylül 2019, Perşembe 17:45

Kur’an-ı Kerim, Rabbimizin sözleridir, Kur’an-ı Kerim Allah Teala tarafından Cebrail (a.s) aracılığıyla Peygamberimize gönderilmiştir ama O’nun üzerinden bütün Müslümanlara, tüm inananlara ve tüm insanlara hitap eder. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’i okumak demek, Allah’ın bize olan hitabını, mesajını ve talimatlarını anlamak ve kavramak niyetiyle okumak demektir. Yoksa anlamadığımız ve kavramadığımız Arapça metinleri tekrar edip durmakla Kur’an okumuş olmayız. Kur’an okumak dediğimiz zaman karşımıza üç temel kelime çıkar. Kur’an’ı kıraat etmek, Kur’an’ı tilavet etmek ve Kur’an’ı tertil ile okumak. Bu üç kelime de anlamayı içerir. 

Peygamber Efendimize ilk gelen ayet, “İkra” yani “Oku” diye başlar ama bu “anla” demektir aynı zamanda; ‘öğren’, ‘belle’,  hatta ‘başkalarına bunu aktar’, ‘başkalarını hakikate çağır’ demektir. Dolayısıyla sadece sevap maksadıyla hele hele sonuna geldiğimiz Ramazan günlerinde, bir an önce bitireyim ve hatim sevabı alayım diye Kur’an-ı Kerim’i gözle süzmek ya da dilimizle seslendirmek bu kelimelerin ifade ettiği manada ‘kıraat etmek’, ‘tilavet etmek’ veya ‘tertil üzere okumak’ değildir. Ha, bu faydasız mıdır? Haşa! Kur’an-ı Kerim’i anlamasak da Arapçasından, güzel hafızların sesinden, doğru ve tecvid kurallarına göre dinlemek ve okumak elbette güzeldir. En azından o esnada biz Rabbimizin kelamını okuduğumuzun farkında oluruz, onunla muhatap olduğumuzun farkında oluruz fakat anlamadığımız sürece bu sadece ilk adım, kapıyı açmak düzleminde kalır. Oysa kapıyı açtıysam içeri girmem ve orada neler var, onu öğrenmem lazım. 

Tilavet kelimesi de bu manadadır. Tilavette, okuduğunu güzelce, tane tane okumak, anlaya anlaya yürekten okumak vardır; bir de anladığını uygulamak, yaşamak vardır. Tilavet fiili T-L-V kökünden türemiştir.  İlginçtir, kahvenin telvesi de bu kökten gelir. Bu aynı zamanda okuduğun şeyi takip etmek manasındadır. Ben okudum, anladım, onun peşine düşeceğim, onu uygulayacağım anlamındadır.

Tertilde ise daha çok sindire sindire, hiç acele etmeden, yavaş yavaş, tane tane okuma boyutu var. Hasılı, bütün bu okuma faaliyetlerinde mutlaka anlama söz konusudur. O yüzden “Okumak, anlamaktan; anlamak da yaşamaktan koparılamaz.” Bunlar bir bütündür. Eğer bir insan, ben sadece okurum, sonrası beni ilgilendirmez diyorsa, o kişi Kur’an okumuş olmaz. Çünkü anlaması lazım. Ben iyi okudum, anladım, kavradım ama yaşamam diyorsa, yaşamaya yönelmiyorsa bunun da hiçbir manası yok. Kur’an-ı Kerim okunacak, anlaşılacak ve yaşanacak; zira bunun için gönderildi. Kur’an-ı Kerim’i okumanın fazileti, kıymeti de bu cümlelerin içinde saklı. Kur’an’ı hiç anlamadan günde birkaç cüz okuyarak ya da birkaç günde hatim indirerek okumak Efendimizin de tavsiye etmediği bir durumdur. Bununla ilgili Efendimiz şöyle buyurmuştur.  “Sizin anlayarak okuyacağınız Bakara Suresi, anlamadan okuyacağınız şu kadar hatimden daha sevaptır, daha faziletlidir.” Kısaca, Kur’an-ı Kerim’i böyle bir yaklaşımla okumamız lazım. 

PEYGAMBER EFENDİMİZ YÜRÜYEN KUR’AN’DI

Hz. Peygamber’in (sav) Kur’an’la ilişkisi nasıldı?

Bunu Hz. Aişe annemizin ifadesiyle cevaplayalım. Hz. Aişe annemize soruyorlar: “Ey Ayşe annemiz, bize Peygamberimizin (sav) ahlakından, hayatından söz eder misin? O’nu bize anlatır mısın? ” Hz. Aişe (r.anha) diyor ki, “Siz Kur’an okumuyor musunuz?”. Cevap bu, tabi ki okuyup-anlamayı kastediyor. O’nun ahlakı Kur’an’dı. Bir tanımlama da şöyledir; “O, insanlar arasında yürüyen Kur’an’dı.” Efendimiz de (sav) şöyle diyor: “Beni Rabbim edeplendirdi, ne güzel edeplendirdi.” Neyle? Kur’an’la. Efendimiz Kur’an’ın ilk muhatabıydı. Kur’an ayetlerini önce o anlıyordu, yaşıyordu, ashabı da ondan görerek, O’nu taklit ediyorlardı. Kur’an böylece dalga dalga sünnet, hadis ve Efendimizin uygulamaları üzerinden bize intikal etti. O’nun Kur’an’la ilişkisi genel manada böyle ifade edilebilir. Ama bir örnek vermek gerekirse; O (sav), ayakları şişene kadar gece namazı kılıyordu ve hep Kur’an okuyordu. Kendisine inen Kur’an’ı tekrarlıyordu. Müzemmil Suresi’nde Rabbimiz diyor ki, “Ey Peygamber, sen gecenin bir vaktinde kalk; dura dura, tane tane, sindire sindire Kur’an oku.” Gece vakti Kur’an okumak zihinsel ve bedensel açıdan anlamaya daha elverişlidir. Peygamberimiz geceleri Kur’an’ı okuyordu, anlıyordu, yeni baştan hatırlıyordu ve gündüz de insanlara bunu anlatıyordu. Bazen de tek bir ayeti sabahlara kadar okuduğu oluyordu. Sabahlara kadar ağlayarak tekrarladığı ayetlerden biri şudur: “Ya Rabbi, eğer Sen onlara azap edersen elbette ki onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Ama Yarabbi eğer Sen onları bağışlar-affedersen sen Aziz ve Hakim’sin.” Burada Peygamber Efendimiz “Onları affet, bağışla” demiyor da öyle bir dua ediyor ki, bize dua etmenin de edebini gösteriyor. Peygamber Efendimiz (sav) Kur’an ile dua ediyor. İnsanlara Kur’an-ı anlatıyor, onlara Kur’an’la nasihat ediyor. Kur’an’la oturuyor, Kur’an’la kalkıyor. Peygamber Efendimizin hayatı baştan aşağı Kur’an’dı yani o bir “yaşayan Kur’an” idi.

Ashabı kiram Kur’an’ı nasıl okumuştur?
 

Ashabı kiramın Efendimizden öğrendikleri ve tavsiye ettikleri şudur: “Biz 10 ayeti alırdık” der Abdullah b. Mesud, Hz. Osman da “5 ayet” der; “Önce bu ayetlerin helalini, haramını öğrenirdik, amel etmemiz gereken, uygulamamız gereken, pratik olarak hayatımıza yön vermesi gereken ilke ve prensiplerini uygulardık, sonra diğer 10 ayete ya da 5 ayete geçerdik.” Şimdi biz, öncelikle “okuyup anlama” konusunda çuvallıyoruz. “Anlamadan oku, sevaptır, daha ötesine gitme” der gibi genel bir tavır var ve bu büyük bir vebal. Bundan daha önemli problem ise şu:  Diyelim ki okuyoruz ve anlıyoruz hatta bu konuda ciddi zihinsel çabalar sarf ediyoruz, tartışıyoruz, “Kur’an’ı en doğru ben veya biz anlarız” diyoruz, çok kitap okuyoruz ve müthiş bir bilgi birikimine sahip oluyoruz ama bu zihni çabalar bir türlü amele dönüşmüyor, sağlıklı bir eyleme dönüşmüyorsa ve ibadet olarak uygulanmıyorsa, insani ilişkilerimizi belirlemiyorsa, burada bir bilgi hamallığı söz konusudur. Kur’an-ı Kerim, böyle bildiği ile amel etmeyenlere “kitap yüklü merkepler” diyor. Günümüzde buna “bilgi obezitesi” de deniliyor; bilgiler yığılıyor yığılıyor; anlıyoruz, öğreniyoruz, entelektüel performansımız çok iyi ama ya sonrası? Hani amel, hani uygulama? Kelime-i Tevhid’den sonra ilk olarak namaz emredilmiştir, Peygamberimiz ve önceki tüm peygamberlere de aynı talimat verilmiş, onlar da insanları buna çağırmışlardır. Bileceksiniz, öğreneceksiniz, okuyacaksınız ama namazınızı günde 5 vakit huşu ile kılmayacaksınız, burada bir problem var. Kur’an-ı Kerim’de dedikodu yapmayın, gıybet etmeyin, insanları alaya almayın gibi ayetleri okuyacaksınız ama bunları yapmaya devam edeceksiniz, burada sıkıntı var. İşte ashabı kiram, Kur’an-ı Kerim’i belki az okurlardı ama okuduklarını çok iyi anlarlardı, çok iyi öğrenirlerdi ve mutlaka onunla amel ederlerdi. Esasen onlar, amel etmek, uygulamak niyetiyle Kur’ân okurlardı. 

KUR’AN AYETLERİ ANLAŞILMAYI VE YAŞANMAYI BEKLİYOR

Abdullah b. Ömer’in (Hz. Ömer’in oğlu) bir sözü ile sorunun cevabını tamamlayalım: Peygamber Efendimizden dinlediği ve öğrendiği dönemleri kastederek diyor ki: “İlk dönemlerde bizler, Kur’an-ı Kerim’den önce imanı elde eder, imanın tadına ererdik; sonra Kur’an ayetleri bize gelirdi, biz de Kur’an ayetlerini alır, helalini ve haramını öğrenir ve hemen uygulardık. Fakat sonradan öyle nesiller gördüm ki imandan önce ellerinde Kur’an’ı hazır buluyorlar. Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyorlar ama ne helaline ve haramına bakıyorlar, ne de uygulamaya çalışıyorlar. Çürük hurmaları savurur gibi savuruyorlar.” Bu ifade çok şiddetli bir ifadedir, bugünün Müslümanlarına da ağır bir eleştiridir. ‘Çürük hurmaları savurmak’ ne demektir? İlla hurma olması gerekmez, üzüm ya da armut diyelim, bu meyveleri alırsınız ve içinde çürük varsa onu atarsınız, çünkü çürükler diğerlerini de çürütür. Kur’an ayetlerini okuyorsunuz ama çürük hurmaları savurur gibi savuruyorsunuz, kıymetini bilmiyorsunuz, harcıyorsunuz ve şiir okur gibi anlamadan okuyorsunuz. Oysa onlar anlaşılmayı ve yaşanmayı bekliyor. 

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık