ücretsiz 2
ücretsiz

Cömertlik

Dua dağları devirir. Ama dua ehlinin duası bunu yapar. Kimin duasının makbul olduğunu bilemeyiz. Bunun için herkesin duasını almaya çalışmalıyız.

Cömertlik
  • 05 Eylül 2019, Perşembe 18:30

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
İyilik, cömertlik, insanlara hizmet, Allahü teâlânın çok sevdiği bir ahlaktır. Bu, her kula nasip olmaz. Eğer bu ahlak bir kâfirde varsa, onun imana kavuşma ihtimali çok yüksektir. Peygamber efendimiz, bu güzel ahlak sahibi insanlara, ölümlerine yakın görünüp, (Senin çok iyiliklerin var, ama iman etmedikçe bunların faydası olmaz. Ben Allah’ın resulü Muhammed aleyhisselamım. Eğer beni tasdik edip, Kelime-i şehadet getirirsen Cennete gidersin)buyurur. Çoklarına da, iman nasip olur, kelime-i şehadeti getirir, oradakiler de duyar ve ondan sonra imanla ölür.
Cömertlik, kökü Cennette, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Bu dallar, cömertleri kendilerine yapıştırır. Cömertler, bu ağacın dallarına, istese de, istemese de yapışır, çünkü onların iradesinde değildir. Mıknatısın metali çektiği gibi, o ağacın dalları da cömertleri kendine çeker. Sonra, ağaç dalları Cennete gidince, dallara yapışmış olanlar da böylelikle Cennete gider. Fakat ne kadar cömert olursa olsun, imanı yoksa, Cennet’e giremez, Cehennem’de sonsuz kalır.
Biz Allahü teâlânın kullarına nasıl davranırsak, yüce Allah da bize öyle davranır. Yani, affedersek, Allah’ın affettiği kul oluruz. Verirsek, O da bize verir. O, kullarına yapılan iyilikleri sever. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

(Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Din kardeşine yardım edene, Allahü teâlâ yardım eder. Allahü teâlâ, din kardeşinin sıkıntısını giderenin, kıyametteki sıkıntısını giderir, bir Müslümanı sevindireni, kıyamette sevindirir.)
Harun Reşid’in oğlu Memun, oğlu Abbas’ı halife yani kendine vekil yapacaktı. Bir gün, Abbas’ın hizmetçisine yarım kuruş verdiğini görür. (Git, çarşıdan bir avuç şundan al da gel) dediğini duyar. Babası, oğluna der ki:
- Oğlum, ben ömrümde yarım kuruş diye bir şey görmedim. Sen bu parayı nereden buldun?
- Baba, para çok kıymetli, hele hele bu zamanda...
- Öyle mi? Seni azlettim, artık vekilim değilsin, sana kefil değilim ve veliaht da değilsin, kendine iş ara!
- Baba, ben ne yaptım?
- Bir insanın halife veya idareci olabilmesi için, şu üç şarta sahip olması gerekir. Bu üç şarttan birine sahip değilse, o idareci olamaz:
1- Cömert olmalı. Cimri, yönetici olamaz, idare ettiği herkesi de kendine düşman eder. 
2- Merhametli ve şefkatli olmalı. Yani önce iğneyi kendine, sonra çuvaldızı başkasına batırmalı. 
3- Mütevazı, alçak gönüllü olmalı. Bunun da ölçüsü şudur: Kendi arkadaşlarından ve maiyetinde çalıştırdıklarından farklı bir şey yiyorsa, onlarla beraber sofraya oturamıyorsa, o mütevazı olamaz.
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Âmirliğin şartlarını gözetemeyen, âmir olmaktan sakınmalı. Âmir olan, maiyetinde olanları bir hizmetçi, bir işçi gibi görmemeli. Onların içerisinde Allah’ın sevgili kulları, evliya zatlar olabilir. Onlara tepeden bakan, tepetaklak gider. Onlara karşı kibirli olmamalı, yoksa Allah onları helak eder. Onların kalblerini kıran, Kâbe’yi yetmiş sefer yıkmaktan daha büyük günaha girer.
Allahü teâlâ bir hadis-i kudside, Peygamber efendimize, (Ey Habibim, beni talep edene hizmetçi ol!) buyuruyor. Allahü teâlâyı kim talep eder? Müslüman talep eder. Yani Allahü teâlâ şöyle buyuruyor:

(Ey habibim, bir Müslüman gördüğün zaman ona hizmetçi ol, iyilik et, âmirlik yapmaya kalkışma!)
Allahü teâlânın, kâinatı hürmetine yarattığı habibine emri budur. İnsanlar ne çekmişse ve ne çektirmişse, baş olma sevdasından çektirmiştir. İki üç kişi bir araya geldi mi, biri Emîr olmalı. Emîr olan ise hizmet beklememeli, aksine, arkadaşlarına hizmet etmeli. Nitekim iki kişi, sırtlarında birer çuvalla bir yere giderlerken, biri diğer arkadaşına der ki:
- Sünnettir, birimizin Emîr olması lazım. Sen Emîr ol!
- Peki. Şimdi ben sana Emîr oldum mu? Sen şimdi emrimi dinleyecek misin?
- Elbette, çünkü Emîr’e itaat vacibdir.
- O zaman emrediyorum, senin çuvalı benim sırtıma vur!
- Nasıl olur efendim?
- İtiraz yok, madem ben âmirim, kendi çuvalını da vur sırtıma!
- Ama bu uygun olur mu?
- Hiçbir şeye itiraz etme! Şimdi senin bütün vebalin, bütün mesuliyetin bana ait. Senin rahat etmen için ne gerekiyorsa benim onu yapmam lazım. Emîr, yük olan değil, yük çeken, hizmet eden demektir.

Başarılı olmak için
Allahü teâlâ insanların kalbine, insanlar da insanın güler yüzüne bakar. Başarılı olmak için, kalbi Cenab-ı Hakk’a döndürmek ve güler yüzlü olmak gerekir. Bu ikisi, başarının sırrıdır.
Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i aliyye büyüklerinin yolunda yapılan hizmetlerin devam etmesi, yükselmesi, zirveye çıkması iki şarta bağlıdır: Birincisi inanç, ikincisi de sevgidir. İnsan inanmadığı şeyi nasıl yapabilir? İnsan sevmediği şeyde nasıl başarılı olabilir? Bu yüzden, nerede inanç ve sevgi varsa, mutlaka orada başarı vardır.
 
Dua dağları devirir. Ama dua ehlinin duası bunu yapar. Kimin duasının makbul olduğunu bilemeyiz. Bunun için herkesin duasını almaya çalışmalıyız.

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Müslüman, kimseye kötülük etmez. Kendine zarar verene, karşılık vermeyip sabreder. Ona tatlı dille, güler yüzle nasihat eder. Başarının sırrı, tatlı dil ve güler yüzdür. Âhir zamanın cihadı budur. Bunun aksi ise sıkıntı verir; çünkü dostun kalbini kırar, düşmanın düşmanlığını arttırır.
Başarıyla insan arasında nefis vardır. İnsan nefsini aradan ne kadar çekerse, o kadar başarılı olur. Araya nefsimiz karıştığı müddetçe başarısız olur. Başarıdan kastımız, sadece para kazanmak değildir. Cenab-ı Hakkın rızasına uygun iş yapmaktır. Allahü teâlânın rızasına uygun iş yapmak için, elden geldiği kadar nefsi aradan çekmek gerekir. Arada ne miktarda nefis varsa, başarı da o miktarda azdır.
Büyükler hep, başkasıyla değil, nefsimizle mücadele etmeyi bildirmişler ve bunu istemişlerdir. Hatta bazı büyükler, işleri idare eden talebelerine, nefsi aradan çekmek için, (Bizimle, hizmetlerimizle ilgili size müracaat edenlere, eğer peki diyebiliyorsanız diyebilirsiniz; ama hayır demeyin! Hayır demek, bize aittir. Öyle bir durumda bize havale edin! Çünkü o bize geliyor, size gelmiyor. Bizim adımıza hayır dediğiniz takdirde, bunun sonucuna katlanmak size sıkıntı verir. Belki biz ona evet diyeceğiz. Evet demekte serbestsiniz; ama hayır diyemezsiniz. Belki biz de, hayır diyeceğiz; ama bizim dememiz başkadır, biz onun ahiretine bakarak evet veya hayır deriz. Onun için faydalı olan cevabı veririz. Bunu siz bilmezsiniz) buyurmuşlar.

Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri, (Allah yolunda bir mücahid, bir kılıç sallamakla, bir dervişin, kırk sene riyazet çekerek bir kapalı odada zikretmesinden kazandığı sevabdan daha çok sevab kazanır) buyuruyor. İmam-ı Rabbani hazretleri de, (Bugünün silahı top, tüfek değil, kâğıt, kalemdir) buyuruyor. Bu yüzden, bu büyüklerin yolunda Ehl-i sünnete hizmet edenler, her nerede olursa olsun, hangi vazifede olursa olsun, cephede olan mücahidin tâ kendisidir; çünkü o gemide, o birliğin içerisindedir, o cemaatin, o cemiyetin içindedir. Bu hizmetler, sevaba ortak bir şirkettir. Herkes, âhirette ihlâsı nispetinde pay alacaktır.
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Eğer bir insan günahlardan kurtulur da, emr-i maruf yaparsa, onun hiç malı mülkü olmasa da, çok zengin sayılır. Hiçbir askeri, hiçbir kuvveti olmasa da, çok güçlü bilinir. Bütün insanlar arasında, bir şey olmadığı halde, en kıymetli, en aziz o olur.)
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Sebeplere yapışmak ibadettir; çünkü nefse hakarettir. Dinin temeli, esası da, nefse karşı gelmektir. Yani sebebe yapışmaktan maksat, nefse hakaret etmektir; çünkü orda bir acizlik ifadesi vardır. Nefsimiz bunu istemez. Bazıları yardım etmek ister, şunları, bunları yapsana der. O ise, (Lüzum yok, ihtiyacım yok. Ben yaparım, ben ederim) diye cevap verir. Bunları hep nefsimiz dedirtir. Hâlbuki ihtiyaç halini belli etmek rahmettir.
Allahü teâlâ, vesileyle yani bir sebeple yapılan duaları kabul eder. Duaların kabul olacağı yerleri yaratmış, mübarek ayları, günleri, geceleri yaratmış. Kişiler yaratmış, sebepler yaratmış. Tabii en büyükleri de, Kâbe-i muazzama, Peygamber efendimizin zatı, mübarek kabri, Arafat...
Allahü teâlâ, zamansız ve mekânsız, hiçbir yerde olmayarak, her an, hazır ve nâzırdır. Bir hadis-i kudside Cenab-ı Hak, (Beni zikredenin iki dudağı arasındayım) buyuruyor. O bize bu kadar yakın; biz ise çok uzağız. Günahlar, bedenimiz, her şey, bizi Cenab-ı Hakk’tan çok uzaklaştırıyor; ama Kâbe-i muazzama, Peygamber efendimizin huzuru, bizi Cenab-ı Hakk’a yaklaştırır. Biz çok uzağız; ama bu vesilelere yaklaşırsak, işte o zaman, dualar daha çabuk kabul olur, daha bereketli olur.
Bir mümin, bir mümin kardeşi için, onun arkasından ne dua ederse, melekler âmin der. Melekler günahsız olduğu için de, Allahü teâlâ onların duasını kabul eder. Bu sefer melekler der ki, ya Rabbi bu mümin, bunun için ne istediyse, aynısını sen de ona ver. Bu duaları da kabul olur.
Evliya zatların, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Allah yolunun büyüklerinin huy ve ahlakında, verirken sevinmek, alırken de üzülmek vardır. Evliya bir zat, verirken duyduğu zevk ve şevki, başka şeylerde duyamaz. Alırken çektiği sıkıntı ve üzüntü de böyledir.
Allah’ın ismiyle, yalan yere yemin etmek çok tehlikelidir. Doğru da olsa, lüzumsuz yere yemin etmemek gerekir. Allahü teâlânın ismini, üç beş paralık dünya için kullanmamalı. Allah’ın ismiyle olunca, karşı taraf elbette inanır. Mesela, Âdem aleyhisselamın Cennetten çıkarılmasının sebebi, şeytanın yemin etmesi oldu. Şeytan ona, vallahi şöyle, billahi böyle diye yeminle söyledi. Allah’ın ismine yemin edince, o da inandı, yalan olmaz dedi...

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık