ücretsiz 2
ücretsiz

Allah'a Mutlak Ulaşacak 3 Şey

Cehenneme yavaş yavaş yürüyene sorulacak: Peki sen neden cehenneme yavaşça yürüyorsun? O da şöyle der: Allah beni cehennemden çıkardı. Ben cehennemden çıkarılanın bir daha oraya geri çevrilmediğini bilirim. Bunun için yavaş yavaş yürüyorum, belki de Yüce Allah beni oraya koymaktan vazgeçer. İşte ben bunu ümit ediyorum.

Allah'a Mutlak Ulaşacak 3 Şey
  • 06 Eylül 2019, Cuma 16:22

ACİZLİKLERİMİZ NEDEN VAR?..
Neden korunma ihtiyacında, aciz bir bedene sahibiz?.. Neden gözle görülemeyecek kadar küçük mikrop ve virüsler bedenimize zarar verebiliyor?.. Neden yaşamımız süresince sürekli bedenimizi temizlemek, ona bakım yapmak zorundayız?.. Ve neden bedenimiz zamanla yıpranıp, yaşlanıyor?

Tüm bu sayılanların her biri belirli bir amaca göre özel olarak yaratılmıştır. Allah insana acizliğini hatırlatacak her detayı özel olarak var etmiştir. Kur’an’da bu özel yaratılış, “…İnsan zayıf olarak yaratılmıştır” ayetiyle haber verilir. Bu özel yaratılış, insanın acizliğinin, kulluğunun ve dünyadaki her şeyin geçici olduğunun farkına varabilmesi amacını taşır.

Her an bedenine bir virüs girip, kişiyi yatağa düşürebilir, hatta ölümüne sebep olabilir. Hastalıklar insana acizliğini ve Allah’a ne denli muhtaç olduğunu hatırlatır. Mikroskobik bir virüsün kendi bedeni üzerinde meydana getirdiği zayıflığa engel olamayan insan, böyle anlarda Yüce Allah karşısındaki acizliğini hatırlar ve tek şifa verecek olan Şafi Allah’a yönelir, O’na sığınır.

Allah insanlara sayılamayacak kadar fazla nimet verir. Her organı mükemmel çalışır, nefes alır, kalbi durmaksızın yaşamı için gerekli olan kanı pompalar. Ve bunların hiçbirinin işleyişinde insanın bir etkisi yoktur. Bedenindeki solunum, sindirim, dolaşım, savunma gibi mucizevi sistemleri Allah sonsuz gücüyle idare eder.

Bu kadar güzel surette ve en mükemmel sistemlerle yaratılmış olan insanın bedeni et ve yağ gibi bozulabilen maddelerden oluşur. Eğer insan zırh gibi sağlam bir bedene sahip olsaydı, o zaman virüs ya da mikrop, sıcak, soğuk ya da herhangi bir darbe bu zırhı geçerek zarar veremeyecekti. Oysa et ve yağ açıkta bırakıldığında birkaç saat içinde kokan, bozulan maddelerdir. İşte, birçok insanın özellikleri nedeniyle gururlandığı, gösteriş yaptığı bedeni, gerçekte en büyük acizliklerden birine sahiptir.

Dünya üzerinde temizlenmediğinde kokmayan, acıkmayan, susamayan, hastalanmayan ve ölmeyen hiçbir insan yoktur. Her şeye güç yetiren Rabbimiz dileseydi bunların hiçbirini insanın üzerinde yaratmazdı. İnsanı bütün bu eksikliklerden münezzeh yaratabilirdi. Bu Allah için elbette çok kolaydır. Ancak tüm bu eksiklikler aslında, insanın Allah’a ne kadar muhtaç olduğunu, acizliğini hissettirmek ve dünyanın ne denli “eksik ve kusurlu” bir yer olduğunu göstermek için yaratılmıştır.

İnsan bu dünyada ne yaparsa yapsın gerçek bir tatmine ulaşamayacaktır, çünkü sahip olduğu acizlikler buna engeldir. Bu gerçeğin bilincinde olan insan, dünyaya körü körüne bağlanmaz, gerçek yurt olan ahirete, kusursuz yaratılmış sonsuz cennete yönelir. Cennet, eksikliğin ve fiziksel acizliğin olmadığı bir mekandır. Orada insan arzulayacağı her şeye sahip olacak ve fiziksel tüm eksikliklerden uzak olacaktır.

Yaratılışımızdaki eksikliklerin hikmetleri üzerinde düşünmemiz, geçici ve eksik yaratılmış bu dünyaya bağlanmak yerine, sonsuz ahiret yaşamı için hazırlık yapmamız gereklidir. Yaratıcımıza muhtaç olduğumuzun bilincinde olarak…

Ey insanlar, siz Allah’a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. (Fatır Suresi, 15)

PEYGAMBERİMİZ bir hadisinde şöyle buyurmuştur: Üç şey mutlaka Allah’a ulaşır.
1- Tam bir kalp teslimiyetiyle oluşmuş olan tevhit.

2- Annenin-babanın evladı hakkındaki duası.
3- Mazlumun duası (veya bedduası). Bu mazlum inançsız başka din mensubu veya küfür üzerinde olsa da.

Hz. Peygamberin bu hadisi dinin “yürek” yönüne işaret eder. Allah’a iman önemlidir. Ama bu imanın tam bir kalp nuru, kalp bütünlüğü ve teslimiyetiyle olması şarttır. Böyle olmayan tevhit dilde kaldığı için bu imanla Allah’a ulaşmak mümkün olmaz. Peki, Allah’a ulaşmak ne demektir? Nasıl ulaşılır Allah’a? Cevabı çok açık ve nettir: Allah’a ulaşmak O’nun rızasını kazanmaktır. O’nun bizden razı olması demektir.

Kuran-ı Kerim, çok manidar bir ayetle hayatın rotasını çizer:
“O halde (ey Peygamber onlara de ki) hepiniz Allah’a kaçın.” (Zariyat, 51/50)
Allah’a tabi olmak, Allah’a koşmak, Allah’a firar etmek. Dünyayı, nefsi ve şeytanı aldatır. İmkánların rayından çıkmış şehevi arzuların cenderesinden Allah’a firar edin. Sanki bütün bunlar birer zindan ve siz tutsaksınız ve siz bu tutsaklıktan ancak Yüce Rabbe firar ederek kurtulabilirsiniz.

Dünya firarların ülkesidir. Kendinden, ailesinden, sermayesinden, nefsinden, çevresinden, şöhretinden, zenginliğinden veya fakirliğinden, günahlarından, ölüm korkusundan kaçanların ülkesidir yeryüzü. İşte Kuran-ı Kerim firara kalkmış olanlara bir yol haritası çiziyor diyor ki kaçışınız sadece Allah’a olsun.
Yüce Allah’a firarın bir şekli de ona şükretmektir. Hz. Ömer mescitte bir adamın sürekli şöyle dua ettiğini işitir: “Allah’ım beni kalilerden, yani az olanlardan eyle.” Bu dua büyük halifenin dikkatini çeker. Bir gün adamın yanına çöker ve dostum senin bu kelimen dikkatimi çekti, ne demektir “beni az olanlardan eyle?” diye sorar. Adam der ki: Efendim Yüce Allah Kuran da “Kullarımdan (hakkıyla) şükreden azdır” (Sebe, 34/13) buyurur. Ben işte bu az olan gruptan olmuş olmayı ümit ediyorum. Bu sözleri dikkatle dinleyen Hz. Ömer (r.a) ayağa kalkar ve kendi kendine şöyle fısıldar: “Herkes bu işi anlamış ileri gitmiş de benden başka anlamayan kalmamış.”

Hepimizin ortak problemi budur aslında. Dilimizle Allah’ın yanındayız, ama kalbimizde başkasına ram oluyoruz. Günde kaç defa O yüce yaratıcıyı hatırlıyoruz. O’nun emirlerine muhalif davrandığımızda kaç defa vicdan sızısı hissediyoruz. Biz O’nu sevdiğimiz için günde kaç defa zulümden, zalim olmaktan kaçınıyoruz. Günde kaç defa affedici oluyoruz. Derler ki Hz. Rabia gecede bin rekát namaz kılarmış. Bir gün sormuşlar, neden bu kadar ibadet ediyorsun? Hz. Rabia cevap vermiş: “Peygamberimiz Yüce Allah’ın huzurunda benim gibi bir kuldan ümmetinden birinden ötürü mahcup olmasın diye.” İmanda, tevhitte çıtanın en yüksek olduğu nokta bu olsa gerek. Mahşer áleminde herkesin hesaba çekildiği o çetin günde, gerçek müminlerin gülümsenerek, inançsızların ve küfür üzerinde olanların ise kınanarak hesaba çekildiği o günde, mahcup olmamak veya mahcup etmemek için ibadet etmek, Yunus Emre’ye nispet edilen: “Cennet dediğin birkaç köşk… Bana seni gerek sen” şuuru işte bu olsa gerek.

Denir ki mahşer gününde Yüce Allah iki kişiyi cehennemden çıkaracak ve sonra bunları cehenneme geri gönderin buyuracak. Cehennemi bizzat görmüş ve tatmış olan bu iki kişiden birisi cehenneme doğru koşarken ötekisi ise ağır ağır yürümeye başlarmış. Melekler o hızlı hızlı yürüyene soracaklarmış; neden cehenneme böylesine koşup gidiyorsun, orası koşulup gidilecek yer değildir! Adam şöyle cevap verecektir: Ben bu dünyadayken Yüce Allah’ın emrini dinlemedim. Başıma bunlar geldi, cehennemlik oldum, şayet bugün Allah’ın cehenneme dön emrini koşarak yerine getirmezsem belki O’nun azabı daha da şiddetlenecektir. İşte ben bu korkumdan dolayı cehenneme koşuyorum.

Cehenneme yavaş yavaş yürüyene sorulacak: Peki sen neden cehenneme yavaşça yürüyorsun? O da şöyle der: Allah beni cehennemden çıkardı. Ben cehennemden çıkarılanın bir daha oraya geri çevrilmediğini bilirim. Bunun için yavaş yavaş yürüyorum, belki de Yüce Allah beni oraya koymaktan vazgeçer. İşte ben bunu ümit ediyorum.

Denir ki Yüce Allah bu iki kulunun halini beğenir ve bu ikisini de cennete koyun buyurur.

Evet! Bu dünya iyi hesap yapanların sevindiği ve sevineceği ilginç bir diyardır. Burada başımızın çaresine bakmamız gerek. Burada Allah’a tam bir yönelişle yönelmek lazım. Burada Allah’a firar etmek lazım. Burada zaman geçirmemek lazım. Burada geç kalmamak lazım.

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık