RovakMesirMacunu
  • 20 Mart 2019, Çarşamba 15:30
CemalAkçil

Cemal Akçil

Hz. AİŞE-İ SIDDIKA

Peygamberimizin Hanımlarından
Hz. AİŞE-İ SIDDIKA
(radiyallâhu anhâ)
Hz. Aişe validemiz, küçük yaşta iken okuma-yazma
öğrenmiş olup, çok zekî ve kabiliyetli idi. Her bir hâdise
üzerine hemen bir şiir söylemesi, onun zekâsına bir delildir.
Öğrendiği ve ezberlediği bir şeyi katiyen unutmazdı. Çok
akıllı, zekî, âlime, edibe ve afife ve saliha idi.
Resulullah efendimiz Hz. Hadice’nin vefatından sonra,
ikinci defa olarak, Hz. Ebu Bekir’in kızı Hz. Aişe’yi nikahladı,
fakat düğünü yapılmadı. Peygamberimizin Hz. Aişe
ile evlenmelerinde en önemli husus, nikah akdinin Hz.
Peygamberin arzusuyla değil, Allahü teâlânın emri ile
olmasıdır.
O zaman Mescid-i Nebevi ve etrafındaki odalar
yapılmıştı. Mescid-i şerif yapılırken, Peygamberimizin
hanımları Hz. Aişe ve Sevde için birer oda yapıldı. Sonra,
ihtiyaç oldukça bir oda yapılarak, adetleri dokuz oldu.
Odalar, Arap âdeti üzere, hurma dalından idi. Üstleri
kıldan keçe ile örtülü idi.
Odalar mescidin cenup, şark ve şimal taraflarında
idi. Kerpiçten yapılmış olanı da vardı. Çoğunun kapısı
mescide açılırdı. Tavanlarının yüksekliği, orta boylu insan
boyundan bir karış fazla idi. Hz. Fâtıma ile Hz. Aişe’nin
odaları arasında kapı vardı.
Mekke’den gelen Resulullahın ev halkı, kendi odalarının
önünde indi. Hz. Aişe validemiz, Hz. Ebu Bekir’in evinde
bir müddet ikâmet buyurdular. Hz. Ebu Bekir birgün
Resulullaha şöyle arzetti:
- Ya Resulallah, ehlinle evlenmekten seni alıkoyan nedir?
Bunun üzerine Resulullah efendimiz, gerekli hazırlıkları
yapacak, Hz. Aişe ile, nikahlarının vuku bulduğu Şevval
ayında evlendiler.
Hz. Aişe buyuruyor ki:
“Medine hicret edip geldiğimiz zaman, burası, hastalığı
bol olan bir yer idi. Bütün eshab-ı kiram hastalığa
tutuldular. Bu hastalıktan, ancak Resulullah efendimiz,
Allahü teâlânın korumasıyla kurtuldu.”
Hz. Aişe de hastalandı. Peygamberimiz Hz. Aişe’ye,
“Sende gördüğüm nedir” diye sorunca, Hz. Aişe şu
cevabı verdi:
-Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah,
hummadır. Allah onu kahretsin.
Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:
-Hayır, ona kötü söyleme! O, vazifelidir. İstersen sana bir
duâ öğreteyim. Onu okuduğun zaman, Allahü teâlâ onu
senden giderir.
Hz. Aişe de, “Öğret ya Resulallah” dedi. Peygamber
efendimiz duayı öğretince, humma geçti.
Hz. Aişe validemiz, Medine’de, Resulullahın gazalarına
katılmış diğer şahabı hatunları gibi, yaralıların tedavisi
ve bakımıyla meşgul olmuş, büyük hizmetler görmüştür.
Cephelerde eline kılıç alıp, çarpışmayı istemiş ise de,
Resulullah efendimiz buna müsaade buyurmamıştır.
Mesela Uhud günü, Peygamber efendimiz yaralanmış,
mübarek yüzü müşriklerin attığı taşla yaralanıp, kan
içinde kalmıştı.
Hz. Fâtıma validemiz, Resulullahın mübarek yüzünü
yıkamış, kan durmayınca, yünden hasır yakmış ve
külünü âlemlere rahmet olarak gelen Peygamberimizin
mübarek yüzüne basarak, kanı durdurmuştu.
Hz. Aişe validemiz de sırtında yiyecek ve içecek su
taşıyarak Uhud’a gelmişti. Hz. Aişe ve Ümm-i Süleym kırba
ile su taşıyorlar, Hamne ise susuzlara su veriyordu. Enes
bin Malik diyor ki:
“Uhud gazasında müslümanlar bozulup, Resulullah’ın
yanından dağıldıkları zaman, Hz. Aişe ile Ümm-i Süleym’i
gördüm. Arkalarında kırbalarla koşa koşa su taşıyorlar,
yaralıların ağızlarına boşaltıyorlardı. Kırbaları boşaldıkça
koşarak gidiyorlar, doldurunca koşarak gelip, yine
yaralılara su veriyorlardı.”
Kadınların Uhud savaşma katılmasına müsaade
edilmesinin sebebi, yaralıları tedavi için idi.
Hz. Aişe, Müreysi gazasına katılmış ve bu gazada bazı
münafıkların çıkardığı bir iftiraya maruz kalmış, bunun
üzerine Allahü Teâlâ Nur suresinde 17 ayet-i kerime
göndererek, onun temizliğini bildirdi. Hz. Aişe buyurdu ki:
“Resulullahın ilk hastalığı, Hz. Meymune’nin evinde oldu.
O gün Resulullahın Hz. Meymune’ye uğradığı gündü.
Burada Resuluhın hastalığı arttı. Diğer ezvac-ı tahirat
gelerek Resulullahın hizmetine koyuldular. Peygamberimiz
de buyurdular ki:
- Ey benim zevcelerim, mazur görün, takatim yoktur ki,
evlerinizi dolaşayım. İzin verirseniz Aişe’nin evine gideyim,
bana orada hizmet edersiniz.
Resulullah efendimiz Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin omuzlarına
dayanıp, benim odama geldiler. Döşeğe yattılar. Bu
odada mübarek başı, göğsümde olduğu hâlde vefat
ettiler.”
Resulullahın vefatından sonra da, eshab-ı kiramın, Hz.
Aişe validemize hürmetleri, ikramları ve izzetleri çok fazla
idi. Hatta bu hususta Hz. Ömer, bunda o derece ileri
gitti ki, Hz. Aişe, “Resulullahın vefatından sonra Hz. Ömer
bana çok iyilik etti. Ya Rabbi, bundan böyle, beni, onun
ihsan ve iyilikleri için ayakta tutma” buyurdu.
Aişe-i Sıddıka hazretlerinin faziletleri, üstünlükleri,
sayılamayacak kadar çoktur. Eshab-ı kirama fetva verirdi.
Alimlerin çoğuna göre, fıkıh bilgilerinin dörtde birini Hz.
Aişe haber vermiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
- Dininizin üçte birini Humeyra’dan öğreniniz!
Resulullah efendimiz, Hz. Aişe’yi çok sevdiği için, ona
“Humeyra” derdi.
Aişe hakkında, beni incitmeyiniz!
Eshab-ı kiramdan ve tabiînden çok kimse, Hz. Aişe’den
işittikleri hadis-i şerifleri haber vermişlerdir. Ürvet übnü
Zübeyr hazretleri buyuruyor ki:
“Kur’an-ı kerimin manalarını ve helal ve haramları ve
Arap şiirlerini ve nesep ilmini Hz. Aişe’den daha çok bilen
kimse görmedim.”
Eshab-ı kiram, hediyelerini, Resulullaha, Aişe’nin evinde
getirip, böylece sevgisini kazanmak için yarışırlardı.
Zevceler, iki grup idi. Aişe tarafında Hafsa, Safiyye,
Şevde vardı, ikincisi, Ümm-i Seleme ve ötekiler idi. Bunlar,
Ümm-i Seleme’yi Resulullaha gönderip, “Eshabına emir
buyursanız da, hediye getirmek isteyen, hangi zevce
yanında iseniz, oraya getirse” dediklerinde, Resulullah
efendimiz buyurdu ki:
-Beni, Aişe hakkında incitmeyiniz! Cebrail bana yalnız
Aişe’nin yanında iken geldi.
Ümm-i Seleme de dediğine pişman olup, tevbe ve
af diledi.Resulullah efendimiz bir defasında, kızı Hz.
Fâtıma’ya buyurdu ki:
-Ey kızım, benim sevdiğimi, sen sevmez misin?
Hz. Fâtıma’nın, “Elbet severim” demesi üzerine, yine
buyurdular ki:
-O hâlde, Aişe’yi sev!
Resulullah efendimiz, Hz. Aişe’yi çok severdi. Resulullaha,
“En çok kimi seviyorsun” denildiğinde buyurdular ki:
-Aişe’yi.
“Erkeklerden kimi” dediklerinde, buyurdu ki:
-Aişe’nin babasını.
Yani, en çok Hz. Ebu Bekir’i sevdiğini bildirdi. Hz. Aişe’ye
sordular ki:
-Resulullah efendimiz en çok kimi severdi?
-Fâtıma’yı severdi.
-Erkeklerden en çok kimi severdi?
-Fâtıma’nın zevcini.
Bundan anlaşılıyor ki, zevceleri arasında, Hz. Aişe’yi,
çocukları arasında Hz. Fâüma’yı, Ehl-i beyti arasında. Hz.
Ali’yi, eshabı arasında ise, Hz. Ebu Bekir’i en çok severdi.
Hz. Aişe buyuruyor ki: “Birgün Resulullah efendimiz,
mübarek nalınlarının kayışlarını çakıyordu. Ben de iplik
eğiriyordum. Mübarek yüzüne baktım. Parlak alnından ter
damlıyordu. Ter damlası, her tarafa nur saçıyor, gözlerimi
kamaştırıyordu. Şaşakaldım. Bana doğru bakarak
buyurdular ki:
-Sana ne oldu ki, böyle dalgın duruyorsun?
Ben de, “Ya Resulallah! Mübarek yüzünüzdeki nurların
parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin
saçtıkları ışıklara bakarak kendimden geçtim” dedim.
Bunun üzerine, Resulullah efendimiz kalkıp yanıma
geldi. Alnımdan öptü ve buyurdular ki:
-Ya Aişe! Allahü teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin
gibi, seni sevindiremedim.
Yani, senin beni sevindirmen, benim seni sevindirmemden
çoktur, buyurdu. Hz. Aişe’nin mübarek alnından öpmesi,
Resulullahı severek, onun cemalini anlayarak gördüğü
için, aferin ve takdir olmaktadır.
Hz. Aişe validemiz, Resulullahın rızasına kavuşmak için,
gecesini gündüzüne katardı. Onu birazcık üzgün görse,
teselli etmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Hatta
Resulullahın akrabalarını da gözetir, onlara karşı da her
türlü iyiliği yapardı. Hz. Aişe buyuruyor ki:
“Günde ikinci defa yemek yiyordum. Resulullah
efendimiz görünce buyurdu ki:
- Ya Aişe! Yalnız mideni doyurmak, sana, her işten daha
tatlı mı geliyor? Günde iki kere yemek de israftandır.
Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.”
Hâdimî hazretleri, burayı şöyle açıklıyor: “Resulullah
efendimiz Hz. Aişe’nin ikinci yemeği, acıkmadan yediğini
anlayarak böyle buyurmuştur. Yoksa, kefaretler için,
günde iki kere yedirmek lazım olduğu meydandadır.”
Resulullahın vefatından sonra, Hz. Aişe’ye, yemek yiyip
yemediğini sordular. “Hiçbir zaman doyasıya yemedim”
buyurdular ve ağladılar.
Hz. Aişe buyurur ki: “Peygamber efendimizin karnı hiçbir
zaman yemek ile doymamıştır. Bu hususta hiç kimseye
yakınmamıştır. İhtiyaç içinde olmak, onun için zenginlikten
daha iyi idi. Bütün gece açlıktan kıvransa bile, Onun bu
durumu, gündüz orucundan onu alıkoymazdı.
İsteseydi, Rabbinden yeryüzünün bütün hazinelerini,
meyvelerini ve refah hayatını isterdi. And olsun ki, Onun,
o hâlini gördüğüm zaman acırdım ve ağlardım. Elimle
karnını sıvazlardım ve derdim ki:
-Canım sana feda olsun! Sana güç verecek, şu
dünyadan bazı menfaatler, yiyecek ve içecekler temin
etsem olmaz mı?
Bunun üzerine bana buyururdu ki:
-Ey Aişe, dünya benim neyime! Ulul’azm olan peygamber
kardeşlerim, bundan daha çetin olanına karşı tahammül
gösterdiler. Fakat o hâlleri ile yaşayışlarına devam ettiler,
Rablerine kavuştular. Bu sebeple Rableri, onların kendisine
dönüşlerini çok güzel bir şekilde yaptı, sevaplarını artırdı.
Ben refah bir hayat yaşamaktan haya ediyorum. Çünkü
böyle bir hayat, beni onlardan geri bırakır. Benim için en
güzel ve sevimli şey, kardeşlerime, dostlarıma kavuşmak
ve onlara katılmaktır. Bu sözlerinden sonra fazla zaman
geçmedi, bir ay kadar sonra vefat ettiler.”
Peygamber efendimiz Hz. Aişe’ye birçok tavsiyelerde
bulunmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır:
“Peygamber efendimiz buyurdu ki:
-Ey Aişe! Geceleri şu dört şeyi yapmadan uyuma:
1-Kur’an-ı kerimi hatim etmeden,
2-Benim ve diğer peygamberlerin şefaatlerine
kavuşmadan,
3-Müminleri kendinden hoşnut etmeden,
4-Hac etmeden.
Resulullah efendimiz bunları söyledikten sonra namaza
durdu. Namazını bitirip de yanıma geldiğinde, kendilerine
dedim ki:
-Ey iki cihanın güneşi olan Efendim! Annem, babam,
canım sana feda olsun. Bana dört şeyiyapmamı
emrediyorsun. Ben bunları bu kısa müddet içinde nasıl
yapabilirim?
Bunun üzerine tebessüm ederek buyurdular ki:
-Ya Aişe! Ondan kolay ne var? Üç İhlâs-ı şerifi ve bir Fatiha
suresini okursan, Kur’an-ı kerimi hatmetmiş;bana ve diğer
peygamberlere salevat getirirsen, şefaatımıza kavuşmuş;
önce müminlerin ve sonra da kendi affını dilersen,
müminleri kendinden hoşnut etmiş; “Sübhânallahi
velhamdülillahi ve lâ ilahe
illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehül mülkü velehül
hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir” teşbihini okursan
hac etmiş sayılırsın.”
-Ey Aişe, yumuşak ol; zira Allahü teâlâ bir ev halkına iyilik
murad ederse, onlara rıfk, yumuşaklık kapısını gösterir.
-Ey Aişe bilmez misin; kul secde ettiği zaman, Allah onun
secde yerini yedi kat yerin sonuna kadar tertemiz kılar.
-Ey Aişe, hiç hayâsız söz söylediğimi gördün mü?
Kiyamet gününde Allah katında en kötü insan, şerrinden
kaçarak insanların terkettiği kimsedir.
-Ey Aişe, Allah, kullarina lutf ile muamele edicidir. Her
işte yumuşak davranılmasını sever.
-Ey Aişe, sana birisi, istemeden, birşey verirse, kabul et!
Çünkü o, Allahü teâlânın sana gönderdiği bir rızıktır.
Sevgili Peygamberimizin huzurlarına, birtakim yahudiler
girdiler. “Essâmü aleyk” diyerek, sırıttılar. Allahü teâlânın
Resulü de, “Ve aleyküm” karşılığında bulundular. Bunları
duyan Hz. Aişe, yahudilere “lanet” etmeye başladı. Çünkü
“Essâmü aleyk!” sözlerinin manası, “Ölüm, senin üzerine
olsun” demekti. İşte bu yüzden Peygamber efendimizin
hanımı, kendini tutamamıştı.
Bu şaşkın yahudiler, güya kurnazlık ettiler! Selam verir
gibi görünüp, Hak teâlânın en şerefli Peygamberine
hakarete yeltendiler. Hz. Aişe’yi üzen de onların bu “sefil”
niyetleriydi.
Fakat Peygamber efendimiz sakin görünüyorlardı.
Hanımına sordular:
-Ey Aişe! Sana ne oldu ki, onlara lanet ettin?
Hz. Aişe-i Sıddıka hâlâ hiddetini yenememişti.
“Ne söylediklerini işitmediniz mi, ya Resulallah” dedi.
Peygamber efendimiz de, “Sen de, benim onlara, (Ve
aleyküm...) dediğimi işitmedin mi” buyurdu.
Gerçekten, “Ve aleyküm” demek, “Sizin üzerinize
olsun” manasına geliyordu. Böylece yahudilerin “Ölüm”
temennisini; sevgili Peygamberimiz, aynen kendilerine
iade etmişlerdi.
Hz. Aişe, birgün Resulullah efendimize sordu:
-Şehitlerin derecesine yükselen olur mu?
-Hergün yirmi kere ölümü düşünen kimse,şehitlerin
derecesini bulur.
-Ya Resulallah! Sizin üzerinize, Uhud gününden
(harbinden) daha şiddetli bir gün geldi mi?
-Ya Aişe! Gördüğüm eziyetin en şiddetlisi, Tâif şehrinde
olmuştur.
Hz. Aise’nin annesi Ümm-i Ruman binti Amir’dir. Lâkabı
Sıddıka’dır. Hz. Aise’nin çocuğu yoktu. Bunun için künyesi
de yoktu. Araplarda künyeye çok ehemmiyet verilirdi.
Bunun için Hz. Aişe üzülürdü. Birgün Hz. Peygambere
bunu arzetmiş ve Peygamberimiz de buyurmuştu ki:
-Sen yeğenin Abdullah bin Zübeyr’i kendine evlat
edinirsin ve onun ismine izafeten de künye alırsın.
Bundan sonra Hz. Aişe yeğeni Abdullah bin Zübeyr’e
izafeten ümm-i Abdullah diye künyelendi.
Hz. Aişe, Hicret’ten dokuz sene önce Mekke-i
mükerremede doğdu. 676 senesinin Ramazan ayının
17. salı günü Medine-i münevverede vefat etti.
Hz. Âişe vâlidemiz babası Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer,
Hz. Osman’ın hilâfetleri zamanında Hz. Peygamber’den
işittiklerini müslümanlara anlattı. Devamlı oruç tutar ve
daima gece namazı kılardı. Hz. Âişe fıkıh ve ictihadda
keskin, kuvvetli görüşe sahiptir. Fıkıh ilminin kurucularından
sayılır. Devrinin üstün âlimlerinden ve Fukahâ-i Seb’adandır.
Hz. Âişe, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve
ibadete düşkün, çok zeki bir sahâbiydi. Hepsinin başında
en mümtaz vasfı ise islâm’a ve ilme olan büyük hizmeti
idi. Müslüman bilginler arasında yaygın bir rivayete göre
fıkıh ve dinî ilimlerin dörtte birini Hz. Âişe nakletmiştir.
Ebû Mûsa el-Eş’ârî: “Bizler, müşkül bir mesele ile
karşılaştığımızda gider Hz. Âişe’ye sorardık.” demiştir.
Abdurrahman b. Avf’ın oğlu Ebû Seleme: Resulullah’ın
sünnetini Hz. Âişe’den daha iyi bilen; dinde derinleşmiş,
Ayet-i Kerîme’lere bu derece vâkıf ve sebeb-i nüzulleri
bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim.”
demiştir.
Hakkında İmam Zührî: “Eğer zamanının bütün âlimlerinin
ve peygamberimizin diğer zevcelerinin ilmi bir araya
toplansa, Hz. Âişe’nin ilmi yine daha ağır basardı” derdi.
Atâ b. Ebî Rebâh; “Hz. Âişe, ashâb içinde en çok fıkıh
bilen, isabetli rey bakımından en ileri gelen bir kimse idi.”
demiştir.
Tabiinden Mesruk; “Allah’a yemin ederim ki, Ashâb-ı
Kirâm’ın ileri gelenlerden bir çoğu gelir Hz. Âişe’den
Ferâiz’e ait sorular sorar ve öğrenirlerdi.” demiştir.
Hz. Âişe Peygamberimizden ikibinikiyüzon hadîs rivayet
etmiştir. Kendisinden de Ashâb ve Tabiin’den bir çok
kimse hadîs nakletmişlerdir. Sahih hadis kitapları Hz.
Âişe’nin fetvaları ile doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned
adlı eserinde de Âişe’nin rivayet ettiği hadislerinden uzun
uzun bahseder .
Hz. Âişe’nin naklettiği hadislerden bazıları:
“Ey Âişe, Allah, kullarına lutf ile muamele edicidir. Her
işte yumuşak davranılmasını sever.”
“Her gün yirmi kere ölümü düşünen kimse, şehidlerin
derecesini bulur”
“Resul-i Ekrem (s.a.s.) ‘in en ziyade hoşlandığı ibadet,devamlı olanı idi, az olsa bile.”
“Sekir (sarhoşluk) veren her içki haramdır. ”
Hazret-i Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cebrâil
hiç durmaz komşu hakkına hürmet olunmasını bana
tavsiye ederdi. Hatta ben yakında komşuyu mirasçı
kılacak sandım. ”


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık