https://diniradyodinle.com/sedat-ucan-ilahileri/
https://www.bayramfm.com.tr/sedat-ucan-ilahileri-ilahi-ilahiler-dinle/
https://diniradyodinle.com/nihat-hatipoglu-sohbetleri/

Tasavvuf

Allah Teâlâ’nın “insanı ateşte pişmiş çamurdan yarattı”[5] ayet-i kerimesidir. Bu ayetle insanın çamurunun çanak çömlek gibi ateşte pişirildiği haber verilmektedir. “(O Allah ki), cinleri dumansız hâlis ateşten yarattı”[6], ayet-i kerimesiyle de cin ve şeytanın aslının ateş olduğu belirtilmektedir. -

Tasavvuf
  • 06 Eylül 2019, Cuma 9:37

Tasavvuf, nefsin terbiye edilip kalbin Allah’tan gayrısından temizlenmesi için Kitap ve Sünnet dairesinde gayret etmek, çalışmaktır. Burada nefsin terbiyesinin, kalbin temizliğinin önemi yanında, bu işin İslâm’ın temiz akidesi, emir ve yasakları çerçevesinde yapılmasının önemini öncelikli olarak vurgulamak gerekir. Çünkü Allah Tealâ’nın İslâm’dan başka bir dini yoktur ve bu dinin dışındaki başka bir inançla nefse muhalefet etmek kişiyi hakikate ulaştırmaz. ‘İstidraç’ denilen birtakım garipliklerle kişi doğruya ulaştım zannederken, iyice yanlışa saplanıp kalır.   İslâmî ölçülerle kontrol edilmeyen nefs terbiyesi tasavvuf değil; şeyhi şeytan, akıbeti cehennem olan bir sapık yol olur. Bu sapıklıkla elde edilecek bazı olağandışı hallerin insanların gözünü boyamaktan öte hiçbir kıymeti yoktur. Bütün mesele kalbi Allah Tealâ’nın razı olduğu ahlâk ile selim bir hale kavuşturmak ve İslâm olarak yaşatmaktır.   İmam Rabbanî k.s. hazretlerine göre tasavvuf üç şeyin temini içindir: Önce kalbi manevi hastalıklarından temizler. Kalp, emir âlemindendir ve aslen yüzü Allah’a dönüktür. Fakat dünya hayatına saplanarak kirlenmiş, ahlâkı bozularak ilâhi olan cevheri zarar görmüştür. Bize şah damarımızdan yakın olan Allah Tealâ’yı unutup uzaklaşmış, birer hastalık olan kötü huylar edinmiştir.   Tasavvuf, kalbi Allah Tealâ’ya karşı cahilleştiren, onu karanlıkta bırakan bu durumdan kurtarmak için yapılacak olanın yolunu göstermiş, Ehl-i Sünnet sınırları içinde yöntemi belirlemiştir. Usulünce çalışılınca tasavvufun sağladığı ilk kazanç kalbin bütün hastalık ve dünyanın gereksiz ağırlıklarından kurtulması, kendi gerçek haline dönmesidir.   İkinci olarak, kalp aslına dönünce şüphe ve vesveselerden arınmış sağlam bir imanla kişi Allah Tealâ’nın rızasını kazanmayı can u gönülden ister ve itikad, ibadet ve muamelâtıyla dinine dört elle sarılır, emirleri yerine getirip, yasaklardan sakınır.   Üçüncü olarak, tasavvuf terbiyesi altında yetişmiş müslüman için Peygamber Efendimiz s.a.v.’in sünnetini ihya etmek büyük önem kazanır. Çünkü doğru yolun, dinin, dolayısıyla tasavvufun habercisi O’dur. İnsanları kurtuluşa götürecek olan yaşayış şeklini, hal ve davranışları yine O göstermiş, nasıl yapmamız gerektiği konusunda örnek olmuştur. O’nun elinden tutmadan, O’nun yolunu takip etmeden, O’nun duası ve şefaati olmadan tasavvuf terbiyesi mümkün değildir. O bütün mürşitlerin mürşidi, yol göstericilerin yol göstericisidir.   Tasavvuf, kişiyi Peygamberine bağlı, O’nun bildirdiklerine sadık bir müslüman yapmaya çalışırken, nefs, şeytan ve kötü insanlar da düşmanlıklarından geri kalmayacaklardır. Fakat tasavvuf terbiyesi zaten bu düşmanları alt ederek ilerlemeyi sağlamak içindir.   En önemli düşman da kişinin kendi nefsidir. Nefs aşırı isteklerle dünyaya önelir, Allah Tealâ’nın emir ve yasaklarına karşı lâkayt ve tembel davranıp sadece kendi zevklerinin tatminini ister. Kalbi de aşağı çekmeye çalışır. Çünkü kalp melekleşmeye meyilli olduğundan nefsin istediği hayatla tamamen zıt hareket edip onu engeller.   Kalp nefse teslim olmadığı sürece nefsin yapabileceği bir şey yoktur. Çünkü kalp insan varlığında en önemli yere sahiptir ve padişah hükmündedir. Bu padişahın hastalanıp yataklara düşmüş, kimseye söz geçiremeyip çevresine oyuncak olmuş hali içler acısıdır. Fakat insanın aklı kalbin yardımcısıdır. Eğer akıl insafla hareket eder, geçici dünyaya bağlanmanın, gerçek ve sonsuz hayat olan ahirete sırt dönmenin saçmalığını itiraf ederse, kalbe yardım etmiş olur. –

(Tasavvuf Ehli) Resûlullah’a (s.a.v.) uyma noktasında insanların önde gelenlerinden olduğu için onun sünnetini ihyaya en lâyık olanlardır. Resûlullah’ın (s.a.v.) ahlâkıyla ahlaklanmak, ona uymanın ve onun sünnetini ihyâ etmenin en güzel yoludur. Nitekim şeyh ve âlim, Şeyhü’l-İslâm lâkabıyla mâruf, Ziyâuddin Ebû Ahmed Abdulvahhâb b. Ali bize, Enes b. Mâlik’den (r.a.) rivayet edilen bir hadis-i şerifi şöyle haber vermiştir: Enes (r.a.) diyor ki: Resûlullah (s.a.v.) bana: “Oğulcağızım, sen kalbinde hiç kimseye karşı kin ve düşmanlık beslemeden bulunmaya güç yetirebildiğin sürece öyle yapmaya devam et”, buyurdu ve ekledi: “Oğlum, bu benim sünnetimdir. Benim sünnetimi ihyâ eden beni ihyâ etmiş sayılır. Beni ihyâ eden de cennette benimle beraberdir.” [1]   Dervişler, Resûlullah’ın (s.a.v.) sünnetini ihyâ etmişlerdir. Çünkü sûfiler, başlangıçta Resûlullah’ın (s.a.v.) sözlerini, yolu yarılayınca da vukuf kesb ederek onun fiillerini ihyâ ederler. Hâl-i nihâyetlerinde (hallerinin sonuna doğru) ise onun ahlâkıyla ahlaklanmanın semeresine erişirler.  Ahlâkın güzelleşmesi ancak nefis tezkiyesi sayesinde olur. Tezkiyenin yolu Şer-i şerife (İslam ahkâmına) boyun eğmekten geçer. Nitekim Allah Teâlâ, Nebîsi (s.a.v.) için “Sen büyük bir ahlâk üzeresin”[2] buyurmuştur. Çünkü o, insanların en şerefli olanı, insanlar içinde nefsi en iyi tezkiye edilmiş ve en güzel ahlâka erişmiş bulunanıdır.   Mücâhid (rah.), “Büyük ahlâktan maksad, büyük dindir. Zira din, âmâl-i sâlihanın (salih amellerin) ve güzel ahlâkın mecmuûdur (bir araya toplanmış halidir)” der. Hz. Aişe’ye (r.anha) Resûlullah’ın (s.a.v) ahlâkı sorulduğunda o: “Onun ahlâkı Kurân’dı” demiştir.[3] Katâde (rah.), “Çünkü Resûlullah (s.a.v.) Allah’ın emrine sarılır, nehyinden sakınırdı” demiştir.   Nefisler, kendilerinin ihtiyaç duyduğu ve ayrılmaz parçaları olan bir tabiat ve karakter üzere yaratılmışlardır. İnsan topraktan yaratıldığı için karakterinde, hilkatindeki toprak miktarı türâbî (toprakla alakalı) özellik, toprağı su ile yoğrulup yaratıldığı için tabiatında mâî (suyla alakalı) hususiyet vardır. Aynı şekilde mayasındaki şekillenmiş balçık[4] ve ateşte pişmiş çamur gibi temel unsurlar, onun hayvânî, saldırgan ve şeytânî sıfatlarını oluşturmuştur. İnsandaki şeytânî sıfata işaret, Allah Teâlâ’nın “insanı ateşte pişmiş çamurdan yarattı”[5] ayet-i kerimesidir. Bu ayetle insanın çamurunun çanak çömlek gibi ateşte pişirildiği haber verilmektedir. “(O Allah ki), cinleri dumansız hâlis ateşten yarattı”[6], ayet-i kerimesiyle de cin ve şeytanın aslının ateş olduğu belirtilmektedir. -

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
https://www.bayramfm.com.tr/sedat-ucan-ilahileri-ilahi-ilahiler-dinle/
yukarı çık