Erbain kolye-erbain yüzük

Allah Vaadini Mutlaka Yerine Getirecektir

Hâsılı, bizim gibi zayıf insanlar hâdiselerin perde arkasını okuyamadığından bazen sebeplere takılıp kalabilir. İşte o zaman hemen işin arka planına dönmeli ve o meselede kusurumuz olup olmadığını sorgulamalıyız.

Allah Vaadini Mutlaka Yerine Getirecektir
  • 05 Eylül 2019, Perşembe 15:43

Havanın karardığı, her tarafı kapkaranlık bulutların sardığı dönemlerde hassas ve duyarlı ruhlar, hassasiyet ve duyarlılıkları ölçüsünde, ızdırapla inim inim inler, mesul bulunduğu insanlar için ciddi manada endişe duyabilirler.

Nitekim Şefkat Peygamberi Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) Bedir Savaşı öncesinde ümmeti için endişelenmiş ve dua dua Allah'a yalvarmıştır. Allah (cellecelâluhu) cihada izin veren:

 “Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin de, karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeye elbette kadîrdir.” (Hac Sûresi, 22/39) ayet-i kerimesini inzal buyurmuş ve Resûl-i Ekrem Efendimiz'i (aleyhissalâtü vesselâm) Bedir'e sevk etmişti. Dikkat edildiğinde görüleceği üzere, ayetin sonunda Cenâb-ı Hakk'ın Efendimiz'e yardım etmeye kadîr olduğu vurgulandığı hâlde Allah Resûlü (aleyhi elfüelfisalâtin ve selâm) ellerini açıyor ve dua dua üstüne öyle yalvarıyordu ki, ridası sırtından düşüyordu. Hazreti Ebû Bekir (radıyallâhuanh), İnsanlığın İftihar Tablosu'nun ridasını tekrar omzuna koyuyor ama o yalvarış ve yakarışların neticesinde mübarek rida yine aşağı doğru süzülüyordu. Fahr-i Kâinat Efendimiz, o esnada ellerini açmış şöyle yalvarıyordu:

 “Allah'ım! Bana vaat ettiğin (zaferi) yerine getir! Allah'ım! Bana vaat ettiğin zaferi lütfeyle! Allah'ım, eğer şu bir avuç ehl-i İslâm'ın yok olmasına fırsat verirsen artık yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak!” (Müslim) Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir Efendimiz,

 “Bu kadar yalvarış ve yakarış yeter ey Allah'ın Resûlü! Allah (cellecelâluhu) sana olan vaadini mutlaka yerine getirecektir!” (Müslim, Cihad 58) demişti. Rehber-i Ekmel Mükteda-yıKüll Efendimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu tavrı, elbette ki, iman ve Kur'ân yolunda hizmet eden mü'minlerin örnek almaları gereken en mükemmel bir misaldir. Yani yapılması gerekli olan her şeyi yaptıktan, gerekli bütün tedbirleri aldıktan, başvurulması gereken bütün çözüm yollarına müracaatta bulunduktan sonra bir mefkûre insanı, ufukta hiçbir ışık kaynağı, hiçbir kapı aralığı görmediği esnada dahi ümitsizliğe asla kapılmamalı ve  “Ey Yüce Rabb'imiz, yalnız Sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız!” (Mümtehine, 60/4) gibi dualarla Allah'ın (cellecelâluhu) havl ve kuvvetine sığınmalıdır.

Bu noktada durup, sübjektif bir hususiyeti bulunsa da, bir hâlimi size arz edeyim. Çok defa beni sıkan hâdiselerde, yorgan ve döşeğim benim sırdaşım oluyor. O üzücü hâdiseleri size de açamıyor, kalkıp koridorlarda geziyor, bazen de masaj aletine oturuyor ve orada evrada dalarak o ruh hâletinden uzaklaşmaya çalışıyorum. Dün de beni hüzne gark edecek üzücü hâdiselerden dolayı çok sıkılmıştım. Sonra odama geldim ve “bari evradımı okuyayım” dedim. İşte o esnada Kulûbu'd-Dâria'yı açtığımda, daha önce işaret koyduğum yerin Muhammed b. Üsame Hazretleri'nin evradının bulunduğu yer olduğunu gördüm. Bu evraddaKur'ân-ı Kerim'deki tevekkülle ilgili bütün ayetler bir araya getirilmiş. Bunları okuduğumda sadrıma nasıl bir şifa verdiğini, kalbimin nasıl bir inşirahla dolduğunu şu an size ifade edemem. İşte insan, hâdiselerin tazyiki altında Cenâb-ı Hakk'a teveccüh edince, teveccüh edip tevekkül, teslim, tefvîz yolunda bulununca öyle sonsuz bir güç ve kuvvete dayanmış, öyle nâmütenâhî bir inayet ve kudrete sığınmış olur ki, artık en sarsıcı hâdiseler karşısında dahi –Allah'ın izniyle– sıradağlar gibi dimdik yerinde durabilir.

Hâsılı, bizim gibi zayıf insanlar hâdiselerin perde arkasını okuyamadığından bazen sebeplere takılıp kalabilir. İşte o zaman hemen işin arka planına dönmeli ve o meselede kusurumuz olup olmadığını sorgulamalıyız. Ardından:

 “Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben yalnız O'na dayanırım. Çünkü O, büyük Arş'ın, muazzam hükümranlığın sahibidir.” (Tevbe, 9/129) demeli, o hasbiye kalesine girmeli, sığınmalı ve hâlimizi Allah'a arz edip o badire ve gailelerden sıyrılmaya çalışmalıyız.

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

SON DAKİKA HABERLER

ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ

TAZİYELER

tümü
yukarı çık